Okyanusu Kim İzliyor?

Şehrin kalabalığı, çarşıdaki sokak lambalarının yavaşça açılmaya başlamasıyla artmaya başlamıştı. Sonbaharın serin akşam esintilerini kalabalık içinde hissetmek neredeyse imkansızdı. İnsanların garip bir koşuşturması vardı sanki, halbuki bu saatlerde insanların dinlenmek için uğraşması gerekmez miydi? Bu kalabalığın içinden çıkmak için etrafta savruluyormuş gibi hareket ederken Okyanus’un düşündüğü buydu. Kollarını kendine dolamış ve hızlı ama dengesiz adımlarla yürüyordu. Sanki koca kalabalıkta kendini kaybetmek istemiyormuş gibi kendini tutuyordu. En sonunda üşütmeyen o serin esintiyi hissetmeye başladığında kalabalığın sonuna yaklaştığını anlamıştı, bu yüzden adımlarını hızlandırdı. İnsanların arasındaki mesafe ve insanların sayısı azalmaya başladığı anda kendini ileri attı, sanki bir şey onu tutuyormuş da onun ellerinden kurtulmak istiyormuş gibi. Aldığı nefesleri düzenlemeye çalışıyordu. Bu kalabalık da neydi? Neden insanlar sadece onun yaptığı gibi eve gitmek için uğraşmıyorlardı? Neden insanlar bu kadar aceleciydi? Hayır, belki de insanlar değil sadece yetişkinler bu kadar aceleciydi. “Sadece kendilerini düşünüyorlar, bu yetişkinleri hiç anlayamıyorum.” Dedi kendi kendine öfkeli bir tonda mırıldanarak. Farkında değildi ama Okyanus hala hızlı ve büyük adımlarla yürüyordu, sanki kimsenin kendisini görmesini istemiyor gibi omuzlarını kaldırmış bir şekilde hala kendini sıkıca tutuyor ve o kambur duruşu ile başını hafifçe eğerek yürümeye devam ediyordu. Sahile inen merdivenlerin yanındaki kaldırımda yürüyordu. Daha sonra okyanusun o sakinleştirici sesini ve tuzlu kokusunu aldığında adımlarını küçülterek yavaşladı ve bir süre sonra durdu. Çenesini kaldırarak Ay’ın ışığı ile aydınlanan okyanusa döndüğünde derin bir nefes aldı. Ay’ın koca gökyüzünde az buz görünen yıldızların yanında ne kadar yalnız gözüktüğünü düşündü. Dikkatli adımlarla merdivenlere doğru ilerledi ve yavaşça merdivenlerden inmeye başladı. Sonunda ayakları beton merdiven basamakları yerine deniz kumlarına bastığında iç çekerek etrafa baktı ve ilerideki kimsenin oturmadığı o bankı gördüğünde ona doğru ilerledi. Normalde okyanusu dinlemeyi ve Ay’ı izlemeyi çok severdi ama şimdi onlara odaklanamıyordu. Sanki orada yalnız olmadığını, orada kendini göstermeyen birileri tarafından izleniyormuş gibi hissediyor ve sürekli etrafına bakıyordu. Bilinçsizce gözleri bugün yemek yerken üzerine damlayan küçük domates sosunun lekesine takılmıştı, ne kadar ıslak mendille çıkarmayı denese de çıkartamadığı o küçük domates sosu. Kaşlarını çattı hafifçe ve sıkıca tuttuğu ceketini o soslu kısmın üstüne kapattı. Ona bakan kişilerin ilk olarak o sosa bakacağını ve onunla dalga geçeceklerini düşünüyordu. Böyle eve gitmeyi bile reddediyordu ama farkında değildi. Bir süre sonra kumun üzerinde yürüyen ayak seslerini duydu. Sesin geldiği yöne doğru hafifçe döndüğünde bankın diğer ucuna bir kadın oturmuştu bile. Kadın, ona bakmadan iç çekti ve esneyerek arkasına yaslandı. “Güzel bir akşam, öyle değil mi?” diye sordu. Okyanus bakışlarını yeniden önüne çevirdiğinde başını sallayarak kadını onayladı. Okyanus ceketini yeniden çekiştirirken kadın alaycı bir sesle ona dönmeden konuşmuştu. “Ceketini öyle çekiştirmeye devam edersen en sonunda onu eskiteceksin.” Okyanus’un gözleri hafifçe açılmıştı. Utanarak başını diğer tarafa çevirdi. Eyvah, o kadın onun üzerindeki o küçük domates lekesini görmüş müydü?! O zaman bu domates lekesi küçük değildi, kocamandı ki bu kadar kolay fark edilmişti- “Neden bu kadar gerginsin?” diye sordu kadın onun düşüncelerini bölecek kadar yumuşak sesiyle. “Ben gergin değilim!” Diye çıkışarak cevap verdi Okyanus. Kadın kıkırdadı ve ona baktı, ceketini sıkıca tutmasıyla onun bir şeyleri saklamaya çalıştığını fark etmişti. “O halde neden bu kadar gergin bir şekilde oturuyorsun?” diye sordu yumuşak sesiyle kadın. Okyanus bir an durdu ve kalkık omuzlarını, ceketini sıkıca tutan parmaklarını, hafifçe eğdiği başını, kendine hafifçe çektiği bacaklarını teker teker fark etti. Bir süre sessizlik oldu. Okyanus, kadının kendisini gerçekten fark ettiğini hissediyordu. “Şey…” diye mırıldandı Okyanus. “Herkes bana bakıyormuş gibi geliyor.” Kadın başını hafifçe yana eğdi. “Herkes mi?” “Evet.” Okyanus derin bir nefes aldı. “Sanki her hareketimi izliyorlar. Saçım mı dağınık, üzerime bir şey mi döküldü, yanlış bir şey mi söyledim… Hepsi fark ediliyormuş gibi geliyor.” Kadın başını salladı. “Peki ya ben? Şu an seni izliyor muyum sence?” Okyanus biraz düşündü. “Yani… evet, ama farklı. Sen yargılamıyorsun gibi ama emin değilim..” Kadın hafifçe gülümsedi. “Çünkü çoğu insan seni düşündüğünden çok daha az izliyor. İnsanlar genellikle kendi dertleriyle meşgul olur, başkalarının ne yaptığını düşünmeye bile vakitleri yoktur.” Okyanus sessizleşti. Bu doğruydu ama hala göz önündeymiş gibi hissediyordu. “Ama ya fark edenlerse?” diye sordu sessizce. “Eğer birisi seni fark ederse, belki de düşündüğün gibi kötü bir şey değil de sadece bir anlık bir detaydır ve genellikle bir saniye sonra unutulur.” Kadın gözlerini Ay’a çevirdi. “Tıpkı gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz yıldızlar gibi. Bazen sadece anlık bir ışık huzmesi olur.” Okyanus derin bir nefes aldı ve hafifçe gülümsedi. Ceketini biraz gevşetti. “Bunu daha önce kimse böyle söylememişti.” Kadın ona gülümsedi. “Kimi zaman farklı bir bakış açısı, yükünü hafifletebilir.” Okyanus, dalgaların yumuşak sesini dinlerken kendini biraz daha rahatlamış hissetti. “Biraz daha ikna olmuş hissediyor musun?” dedi kadın alaycı bir sesle. Okyanus, kadına dönerek gülümseyip gözlerini devirdi. “Ben ikna olsam da beynim ikna olmayacak gibi.” Dedi. “Ah, yapma! İzin ver o beyninle bir konuşalım aa-“ Okyanus, kadının duruşunu fark edip gülümsedi ve ismini söyledi. “Okyanus.” Kadın gülümsedi. “Vay güzel isim, memnun oldum Okyanus.” Kadın hayali bir mikrofonu ona uzatır gibi elini ona doğru kaldırdı. “Evet şimdi, Okyanus’un beyni! Öncelikle bizimle konuşmayı kabul ettiğin için teşekkürler. Sana ilk sorum şu: Okyanus neden kendini sürekli izleniyormuş gibi hissediyor?” Okyanus o an moda girerek ona döndü ve ellerini sonunda tuttuğu ceketinden çekerek beden dilini farkında olmadan kullanmaya başladı. “Çünkü öyle! Yani, bir saniye, ne demek? Bilmiyor musun? İnsanlar her an bakıyor, izliyor, değerlendiriyor! Bir anlığına bile dağınık olamazsın. Düşünsene, bir gün benim gibi kıyafetine bir domates sosu damlatıyorsun ve BOM! Herkes onu fark ediyor. Domates sosu lekesiyle anılmak istemezsin, değil mi? İşte bu yüzden dikkatli olmalıyız!” Kadın alaycı şekilde gülümsemişti. Mikrofonu kendine tutuyormuş gibi yapmıştı yeniden elini Okyanus’a çevirmeden önce. “Peki ama ya kimse fark etmezse? Belki kimse o küçük lekeye bakmıyordur?” Okyanus gözlerini devirdi. “Hah, Güldürme lütfen! Onlar fark etmediklerini söyleseler de bakıyorlar! Sadece içten içe yargılıyorlar ve bu his… Of, berbat bir şey! Herkesin gözleri üstümde gibi! Ya yanlış bir şey söylersem? Ya saçım ters bir şekilde duruyorsa? Ya yürürken tökezlersem? Anında unutulmaz bir olay haline gelir!” Kadın onun sözlerini dikkatli bir şekilde dinliyordu ve başını onu anladığını belli edecek şekilde sallıyordu. “Ama bir yandan da kimse mükemmel değil, değil mi? Yani, herkes bazen hata yapar.” Dedi yumuşak bir sesle kadın. “Evet ama O BEN OLAMAM! Çünkü eğer hata yaparsam, herkes bunu hafızasına kazır. Hatta belki bir grup sohbetinde ‘hahaha geçen Okyanus’un ayağı takılmıştı, çok komikti’ diye konuşurlar. İnsanlar unutmaz, sen unutabilir misin? Hayır! İşte bu yüzden her an tetikte olmamız gerekiyor! Özellikle yetişkinlere karşı!” Kadın bir süre durdu ve Okyanus’un sözlerini anlamaya çalıştı. Sonra gözlerini hafifçe kıstı ve gülümseyerek konuştu. “Peki ya yetişkinler? Okyanus onların kendisini anlamadığını düşünüyor gibi, neden?” Okyanus kadının bu sözlerini duyduğunda şaşkınca bir süre ona bakmıştı. Bu kadın bunu nasıl bilebilmişti, onu nasıl anlayabilmişti? Karşısındaki kadın da bir yetişkindi ve onu anlayamadığını düşünüyordu, az önceki konuşmalarına rağmen. Okyanus yutkundu ve heyecanlı şekilde konuşmaya devam etti. “Çünkü anlamıyorlar! ‘Aman canım, kimse seni o kadar izlemiyor’ diyorlar, ama ne biliyorlar ki? Onların hayatında böyle dertler yok ki! Onlar zaten kendilerini kanıtlamış. Ama biz? Biz sürekli kendimizi kanıtlamak zorundayız! Onlar bizim dünyamızdaki kaosu bilmiyorlar. Her şeyimiz sosyal medyada, her hareketimiz konuşulabilir, her şey yorumlanabilir! Ve onlar hala ‘takma kafana’ mı diyor? Takmazsam, beni başkaları takar, işte olay bu!” Kadın daha yumuşak bir sesle konuşmadan önce düşündü. “Anlıyorum. Yani, aslında sen Okyanus’u korumaya çalışıyorsun, değil mi? Onun dışlanmasını, zor durumda kalmasını istemiyorsun. Ama bazen belki de onu biraz fazla korumaya çalışıyorsun gibi?” “Öyle diyorsan… bilmiyorum. Belki de?” dedi Okyanus ve devam etti. “Ama benim- yani onun- yani benim işim bu, onu güvende tutmak değil mi? Ne bileyim yani, rahat bırakınca her şey daha mı iyi olacak?”. “Belki de bazen… biraz nefes almasına izin vermelisin.” Dedi kadın sakin bir sesle. “İnsanlar bazen gerçekten fark etmeyebilir, ya da fark etseler bile düşündüğün kadar önemsemeyebilirler. Belki hata yapmak, biraz sakar olmak, mükemmel olmamak da normaldir?” Okyanus biraz düşünceli şekilde gözlerini kaçırdı. “Hmm… ilginç bir fikir… ama garantisi var mı?” Kadın biraz başını yana doğru eğdi. “Hayatın garantisi yok, ama rahatlamanın da bir bedeli yok. Bence Okyanus bunu hak ediyor.” Okyanus bir süre sessizleşmişti düşünceli şekilde, daha sonra iç çekerek gözlerini kapattı bir süre. “Tamam… Belki de her şeyin dünyanın sonu olduğunu düşünmekten biraz vazgeçebilirim. Ama söz veremem!” Kadın kıkırdadı. “Zaten tek istediğim biraz düşünmen.” Dedi kadın ve daha sonra gökyüzünde yükselen Ay’a çevirdi bakışlarını. Gülümsemesini büyütüp Okyanus’a döndü ve onu alkışladı. “Okyanus’un beynine içtenlikle teşekkür ederiz!” dedi ve ayağa kalktı. “Aferin sana Okyanus.” Dedi kadın ellerini ceketinin ceplerine koyarken. “Kendini güzel bir şekilde ifade edebildin ve endişelerin hakkında konuşabildin.” Okyanus kadının ne demek istediğini anlayamamış gibi ona bakmıştı. Kendini ifade edebilmek mi? Zaten herkes böyle değil miydi, yani onun yaptığı normal değil miydi? “Dediğin gibi, her şeyin dünyanın sonu olduğunu düşünmekten vazgeçebilmeyi denemekten korkma- ah, yani Okyanus’un beyni korkmasın tamam mı?” Okyanus ile kadın gülmeye başladılar. “Söz veremeyeceğimi söylemiştim ama elimden geleni yaparım.” dedi Okyanus. Kadın son kez ona gülümsedi ve arkasını dönerek oradan uzaklaşırken Okyanus ona seslendi. “Hey, bekle! Adını söylemedin!”. Kadın yürümeyi bıraktı gülümseyerek başını ona doğru çevirdi ve yeniden yürümeye başlamadan önce konuştu. “Kendine iyi bak, adaşım.” 

Rananur Zabun

Bir Cevap Yazın