ÖLÜ RENKLER

Baktığım her şey sis,
Gülüşlerin mesela,
Göremiyorum onları, gözlerim bulanıyor
Seçemiyorum.
Tülden perdeler çekmişler dünyama,
Yırtıp da geçemiyorum.
Halbuki ne çok yalvarmıştım kendime,
Dayanacaktım bu kabusa,
Yapamadım…
Gülüşlerim mesela, yitirdim onları da,
Küçük bir tebessüm görmeye muhtaçken ruhum
Aynalar mı küstü bana?
Unuttum yüzünü.

Gökyüzüne dokunmak isterdim çocukken,
Gökyüzü kucakladı şimdi yeryüzümü.
Bulutlar saçıldı topraklarıma, en kara olanından…
Çiğ çiğ yağdı hüznüm yapraklarına,
Dallarını kırmışım bilmeden.
Onların sızısı süzülüyor adımlarımdan yollarına,
Dün gece feryadımı akıttığım kaldırımlar,
Onlarda boğulmuş gözlerimin sisinde,
Bilemedim…
Bundan mı gözlerimin puslu mahzenlerde yüzyıllık mahkumiyeti?

Hani pamuk şekerdendi bulutlar;
Şeffaftılar, masumdular hani?
Bundan mı güneşimi çaldılar,
Defalarca öldürüpte beni?
Yüzün de kayboldu bu gri muammada,
Kayıp gitti ellerimden,
Bir türlü tutamadım…
Ezberletmek yetmedi parmak uçlarıma,
Bense o sisi silmek için onlara yalvardım.
Artı bir hüzün ekledim her sabahıma,
Nefesimin buğusu karıştı kirpiklerimin ıslağına.
Yerin çekimine küsmüş,
Göğe de varamayan
Binlerce yorgun damla,
Artık ağlayamayan bir gökyüzü asılı kalmış bakışlarımda.

Ah bilsen öyle bir sis ki bu
Pranga vuran gözlerime,
Dalga dalga sildi
Benden seni, senden beni.
Şimdilerde her şeyini aldı benden;
Renklerim, düşlerim, umutlarım ve sen…
Gündüzlerimin beyaz yalanı bitti,
Gecenin zifiri dürüstlüğüne muhtacım,
Bu grilikte kaybolan renklerime,
Bir de çocukluğumun o masum ışığına açım.

Uçurtmamın pembesi hangi dumanın koynunda uyudu?
Hangi rüzgar papatyaları kopardı,
Hangi el maviyi kuruttu?
Hıçkırıklar düğüm düğüm parmak uçlarımda,
Onlar da ihanet eder oldu bana,
Artık gitmiyor parmaklarım buğulu camlara,
Çizdiğim tek şey simsiyah bir hiçlik…
Hangi rengi sevsem, ellerim
O rengin ölüsüyle dönüyor geri,
Sanki her dokunuşum, bu pusun içinde
Bir çocukluk hayalimin cesedi.

Dokunduğum her hatıra kum gibi süzülüyor parmaklarımdan,
Hatırlayamıyorum o bakışları,
Kovulmuşum sanki kendi dünyamdan.
Rüşvet niyetine serdim rüyalarıma en güzel anılarımı,
Yeter ki bir saniye geri ver bana,
Çocukluğumun o renkli yarınını.
Mecalim bitti bu uçsuz dumanın içinde kendi izimi sürmekten,
Işığı sönmüş bir fener gibiyim,
Kendi dibini aydınlatamayan,
Bir ömürlük bir uykudayım sanki, hiç uyanamayan…
Kendi ışığın sana yeter demiştin ya
Küçük bir çocukken bana,
Özür dilerim,
Işığımı ömrüme yetiremedim, benden de çaldı bu sis…
Belki bir gün sisler içinde bir yağmur olup karışırım sana,
İşte o zaman ışığımızı beraber getiririz dünyamıza.

Ravzanur Koçaker

Yorum bırakın