
Günlük hayatımızda, çevremizde, arkadaş ortamında ve sosyal alanlarda aşağılayıcı cümleler veya tavırlarla karşılaşabiliyoruz. Bu gibi tavırlarla karşılaşmak çoğu zaman bizim için zor olabilir. Peki bu insanlar bizimle niçin öyle konuşuyorlar? Neden başkalarını aşağılamaya ihtiyaç duyuyorlar? Bu sadece bir kişilik özelliği olmakla mı kalıyor yoksa bu davranışların ardında psikolojik etkenler mi bulunuyor? Bu davranışların altında yatan temel nedenler neler olabilir? Bu gibi davranışlara maruz kaldığımızda kendi ruh sağlığımız için ne yapmalıyız? Bunları da konuşuyor olacağız.
Gündelik hayatımızda ve ilişkilerimizde kısaca hayatımızın her alanında maruz kalabileceğimiz aşağılama davranışı, birini küçük düşürmek, küçük düşürücü davranışlarda bulunmak, birini hor görmek ve bunu tavırları ya da konuşmalarıyla göstermek şeklinde tanımlanabilir (Özdemir ve Özbek, 2023). Aşağılama davranışıyla eleştirinin benzer yanları bulunsa da ikisi arasında farkı bilmek oldukça önem taşımaktadır. Eleştiri, birinin yanlışlarını ve doğrularını gözeterek yapıcı bir şekilde kişinin faydasını gözetiyor olabilir. Her eleştiri bir aşağılama değildir. Eleştiriler iyi niyetli olabilirken aşağılama davranışlarında bunu göremeyiz. Bu sebeple aşağılayıcı davranışın eleştiriden daha fazla yıkıcı sonuçları olabilir (Lisitsa, 2013). Bunların yanı sıra sürekli küçümseme ve aşağılayıcı davranış barındıran iletişimler, kişilerarası ilişkileri olumsuz yönde etkileyen ve bu davranışlardan ötürü ilişkilerin bozulmasına sebebiyet verebilecek durumlardır. Özellikle kişinin kendini değersiz hissettiği, karşı tarafın küçümseme davranışını sürdürdüğü durumlarda, bu davranışların ilişkilerin zamanla zayıflamasına ve kişilerarası uzaklaşmaya yol açabileceğini söyleyebiliriz (Gottman, 1993). Peki bu davranışların altında hangi psikolojik mekanizmalar olabilir? Bu doğrultuda, davranışın sebebini tek bir psikolojik mekanizmayla açıklamak çok da mümkün olmayabilir. Aynı davranış farklı kişilerde farklı sebeplerden kaynaklı oluşmuş olabilir. Bu sebeple aşağılayıcı davranışlarda bulunan herkese aynı demek pek de mümkün değildir. Bu bölümde davranışın altında yatan farklı psikolojik süreçleri ele alacağız. Bunlar; aşağılık duygusu ve üstünlük çabası, yansıtma, benlik algısı, narsisistik özellikler başlıkları olacak.
1) Aşağılık Duygusu ve Üstünlük Çabası
Bu bölümde Adler’in İnsan Tanıma Sanatı kitabından öğrendiklerimi size aktaracağım. Adler’e göre üvey evlat davranışı görmüş çocukların yaşamı ve davranışları diğer çocuklardan farklılık gösterir. Bu konuda üvey evlat davranışı görmüş çocuklar için ‘yetersiz organlara sahip çocuklar’ diye de bahseder. Bu çocukların yaşamla hızlı bir şekilde savaş haline girdiğinden ve bu sebeple de toplumsallık duygularını sınırlandırmak zorunda kaldıklarından söz eder. Bu tür davranışları olanlarda var olan bir yaşam modelinden söz edilir. Bu yaşam modelinde bu gibilerinin kendileriyle ve çevreyle gün geçtikçe daha da meşgul oldukları ve başkalarının çıkarlarını pek önemsemediklerinden söz edilir. Ayrıca yine bu çocukların sıkça çevreye karşı düşmanca tutumlar sergileyebildiğinden söz eder. Adler bu davranışların çocuğun hayatında erken yaşamında ortaya çıkan bir dönüm noktası olduğundan bahseder. Bu gibi çocuklar kendilerini başkaları gibi yeteneklerle donatılmamış, diğerleriyle eşdeğer kişiler olmadıklarını hissedebilirler. Bu kişilerde çeşitli yoksunluklardan kaynaklı aşağılık duygusu oluşabildiği, bu sebeple de çevrelerine karşı daha fazla beklenti içerisinde olabilecekleri ve çeşitli istekler yöneltmekte hak sahibi olduklarını düşünebilirler. Adler, toplumda çocukların hayata karşı yetersiz olduğunun ve çevrelerinin toplumsallık duygusu olmasa bu çocukların ayakta kalamayacağının düşünüldüğünü söyler (Adler, 1992). Bu çocukların küçük oluşu, çaresizliklerinin uzun süre kaybolmayacağı ve bunların da çocuklarda hayatla kolay başa çıkamayacağını düşünmesine yol açabileceğini de ekler. Adler bu sebeplerden ötürü her ruhsal yaşamın başında az çok bir aşağılık duygusunun var olduğunu kabul etmemiz gerektiğini söyler. Söz konusu duyguların itici bir güç oluşturduğu ve kişinin bütün bu çabalarının ilerleyen yaşamında kendine huzur ve güvenlik sağlayacak bir amaç belirleyip elverişli bir yol seçmesi için olduğundan bahseder. Aşağılık duygusunun bütün çocuklarda olduğunu söylese de bu tutumun çocuğun eğitilebilirlik temelini oluşturduğunu ve bu temeli sarsacak iki etken olduğundan söz eder. Birincisi çocuğun normalden daha güçlü, daha yoğun ve daha uzun süreli bir aşağılık duygusu yaşamasıyken ikincisinin çocuğa huzur, güvenlik, eşdeğerlilik sağlamakla kalmayıp çocuğun içinde güçlülük eğiliminin oluşmasına yol açacağı ve çocuğun kendini, çevresine üstünlük kurmaya yöneltecek bir amacının varlığı olduğunu söyler. Adler, bu bilgiler doğrultusunda söz konusu kimseleri her zaman tanıyabileceğimizi belirtir. Çünkü ona göre bu kişilerin eğitilebilmeleri güçtür ve bu kişiler her zaman ihmal edildiklerini hisseder, aynı zamanda doğa tarafından haklarının yendiğine, insanlardan da gerekli ilgiyi görmediklerine haklı ya da haksız bir şekilde inanırlar. Adler bütün bunlarının olmasına olanak sağlayan şeylerden birinin çocukların adam yerine konmaması ve hiç sayılmalarından kaynaklanabileceğini söyler (Adler, 1992).
Adler bu süreci çocukluktan ele almıştır ve ilerleyen dönemde yetişkinlikte de aşağılayıcı davranışların sürebileceğini söylemiştir. Aslında burada bu davranışı yapan insanların keyfi olarak böyle davranması fikrinden ziyade çocukluktan gelen önemli bir yaşantı olabileceğini söyleyebiliriz. Bu yaklaşım yetişkinlikte gördüğümüz aşağılama davranışı ve üstünlük çabasının temellerini anlamamız için önemli bir köprü görevi görmektedir.
2) Yansıtma
Aşağılayıcı davranışları ve söylemleri olan insanların, bazen kendileriyle alakalı şeyleri aslında siz yapıyormuşsunuz gibi söylediklerine şahit oldunuz mu hiç? Bu tür davranışların altında zaman zaman yansıtma mekanizması olabileceğini söylememiz sanırım çok da yanlış olmaz. Peki gelelim yansıtmaya… Nedir bu yansıtma?
Yansıtma, kişinin kendinde olduğunu kabul edemediği davranışını başkalarına yüklemesidir. Bu davranışın yüklendiği kişi, atfedilen davranışlara uygun özellikler göstermez (Talbutt, 1992). Bunlara örnek olarak, aslında kendini yetersiz hisseden biri başkalarına sürekli “Sen hiçbir şeyi beceremiyorsun” demeye başlar. Burada kişi kendi yetersizlik hissini karşı tarafa yansıtıyor olabilir. Geçtan (1995), kişinin suçluluk duygusu yaratan düşüncelerini başkalarına yansıttığını söyler.
Bu davranışa günlük hayatınızda sıklıkla rastlıyor olabilirsiniz. Belki yaşadığınız durumu adlandıramıyor belki de kendinizden şüphe duyuyorsunuzdur. Okuduğunuz kısma kadar bu davranışın ne olduğundan ve davranışın çocukluk deneyimleriyle ilişkili olabilecek nedenlerinden bahsettik. Kimileri bu davranışları farkında olarak kimileri de farkında olmayarak yapıyor olabilir. Yansıtma, aşağılayıcı davranışla ilişkili olan başlıklardan biriydi. Şimdi sıradaki başlık olan benlik algısı ile devam ediyoruz.
3) Benlik Algısı
Bir insan kendini yetersiz, eksik veya kusurlu görüyorsa etrafındaki insanları nasıl değerlendirebilir? Başkalarını küçümsemek, kişinin benlik algısıyla ilgili olabilir mi? Bu soruları cevaplamadan önce kısaca benlik algısından bahsedelim.
Benlik, bireyin kişiliğini önemli ölçüde etkileyen ve kişinin kendisini algılayış biçimi olarak tanımlanabilen bir kavramdır. Benlik, bireyin çevresiyle olan uyumunu etkileyen bir işlevdir (Aslan, 1992). Kimi kuramcılar benliğin değişmez olduğunu savunurken kimileri de sürekli olarak değiştiğini savunmuştur (Aslan-Yılmaz, 2016). Aslında biz kısaca kişinin kendisi hakkındaki düşüncelerinin; kendini yeterli- yetersiz, değerli-değersiz görme biçiminin benlik algısını etkilediğini söyleyebiliriz. Peki gelelim sorduğumuz sorulara… Benlik algısı, başkalarının küçümseme davranışıyla nasıl ilişkili olabilir?
Bireyin kendini diğer insanlarla karşılaştırma şekli, kişinin benlik saygısını önemli ölçüde etkileyebilen etkenlerden birisidir ve bu sebeple sosyal karşılaştırma süreci benlik saygısını etkiliyor olabilir (Sözkesen ve Biçer, 2018).
Sosyal kıyaslama kavramı, bireyin kendisi ile ilgili değerlendirmesini dışsal uyaranlar aracılığıyla yapmasını ve bu karşılaştırmaya bağlı olarak kişinin kendini değerlendirmesini içerir (Sözkesen ve Biçer, 2018).
Kuramcılara göre karşılaştırmalar ikiye ayrılır: Yukarı yönlü karşılaştırma ve aşağı yönlü karşılaştırma. İkisinin birbirinden oldukça farklı olduğunu söyleyebiliriz. Yukarı yönlü karşılaştırma, bireylerin daha iyi olduklarını düşündükleri kişiler ile gerçekleştirdikleri karşılaştırmalardır. Bu karşılaştırmayı yapan kişilerde olumsuz bir ruh haline sebep olduğu ve bireyin benlik algısında riskli bir etki bırakabileceği söylenmiştir. Hatta bu olumsuz değerlendirmelerin kişiyi depresyona sürükleyebileceği riskinin de varlığından söz edilmiştir. Aşağı yönlü karşılaştırma ise bireylerin kendilerinden daha kötü buldukları kişiler ile gerçekleştirdikleri bir karşılaştırmadır. Sosyal karşılaştırmalar kuramı üzerine çalışmalar yapan Wills’e göre bu karşılaştırma türü kişinin iyi oluş halinin destekleyebilir (Wills, akt. Sözkesen ve Biçer, 2018). Wills, aşağı yönlü karşılaştırmaların zararlı olabileceğini, çünkü toplum içerisindeki aşağı gruplar ile karşılaştırmalar gerçekleştirilmesi sonucunda bireylerin durumunun daha fazla kötüleşebileceğini savunmuştur (Sözkesen ve Biçer, 2018).
Bütün bunlardan hareketle kişinin kendisi hakkındaki değerlendirmelerini korumak ya da kendini daha iyi hissetmek amacıyla karşılaştırmalar yapabileceğini söyleyebiliriz. Özellikle kişinin kendisinden daha aşağıda gördüğü kişilerle yaptığı karşılaştırmaların, kendisini daha iyi hissetmesine yol açabileceğini de ekleyebiliriz. Bazı bireyler bu kıyaslamaları yaparken bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde aşağılama davranışı sergiliyor olabilir. Ancak biz yine de her kıyaslama yapana veya benlik algısı düşük olana, başkalarını aşağılama davranışında bulunuyor diyemeyiz.
Evet, şimdiye kadar benlik algısının sosyal kıyaslama kavramıyla birlikte aşağılama davranışını nasıl etkilediğini öğrenmiş olduk. Peki ya kendisini sürekli olarak üstün görüp beğenilme ve takdir edilme arzusunda olan ve aşağılama davranışı sergileyen kişiler, narsisistik kişilik özelliklerine sahip olabilir mi?
4) Narsisistik Kişilik Özellikleri
Toplumda hiç kimsenin dilinden düşmeyen bir sözcük var: Narsist. O kadar popüler bir sözcük haline geldi ki Instagram’da kaydırırken bile denk gelebiliyoruz, kendini seven insanlara söylendiğine şahit oluyoruz ya da bunun gibi pek çok yerde narsist kelimesiyle hemhal olmuş durumdayız. Bu kadar çok kullanıyoruz ama doğru mu yapıyoruz? Aslında narsist kavramındansa psikolojide bu terim narsisistik kişilik bozukluğu olarak geçer (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2013, s. 199). Toplumda bu terim bu kadar çok kullanılırken ve doğru bilinen yanlışlar hat safhadayken gelin birlikte doğrularının ne olduğunu öğrenelim.
Günlük hayatımızda “narsist” kelimesini çoğu zaman kendini beğenmiş, kibirli, yalnızca kendini düşünen veya kendini üstün gören kişiler için kullanıyoruz. Oysa psikolojide narsisizm, bunlardan çok daha kapsamlı bir kavram olarak yer alıyor. Narsisistik özellikler, kişinin kendisini olduğundan daha önemli görmesi, beğenilme ve hayranlık arzusu veya kişinin kendini daha ayrıcalıklı biri olduğuna inanması gibi özeliklerde kendini gösteriyor olabilir ama sadece karşımızdaki kişinin tek bir özelliğine bakarak ona narsist diyemeyiz, dememeliyiz. (Turan, 2022)
Narsisizm, bireyin kendi benliğine yönelik yoğun bir bağlılık, beğeni ve hayranlık algısı geliştirmesiyle ilişkilendirilen bir eğilimdir. Kişinin kendisini aşırı beğenmesinin yanı sıra etrafındaki insanların duygu ve düşüncelerini anlamakta güçlük çekerek empati kuramamasına sebebiyet vermektedir (Cihangiroğlu ve ark., 2015). Bireyin; kendini çok sevmesi, övünmesi ya da özgüveninin oldukça fazla olması gibi davranışlarını da direkt olarak narsisizmle ilişkilendiremeyiz. Ancak bu tutumlar kişinin kendi değerini korumaya çalışmasına ve bu doğrultuda başkalarını aşağılamasına sebep oluyorsa kişinin benlik algısı ve yansıtma gibi etkenler işin içine dahil oluyor olabilir.
Buraya kadar kişinin üstünlük ve güç arzusunu, benlik algısını, yansıtma davranışını ve narsisistik kişilik özelliklerini konuştuk. Şimdi sizi biraz yazının başlangıcına yani başkalarını aşağılayan insanlar neden buna ihtiyaç duyarlar sorusuna götürmek istiyorum. Aslında gördüğümüz üzere aşağılama davranışı sergileyen bir kişinin bu davranışı tek bir sebepten dolayı yaptığını söyleyemeyiz. Birden fazla sebep olabilir. Kişinin benlik algısıyla sorunlar yaşayabileceği gibi narsisistik özellikler taşıyor olabileceği gerçeğini de göz önünde bulundurmalıyız. Bunların yanı sıra çocukluk deneyimlerinin de aşağılama davranışıyla ilişkisi olabileceğini de söyleyebiliriz (Adler,1992). Ama şu uyarıyı yapmadan geçmemeliyim ki her aşağılayıcı davranış ve tutum sergileyen kişiye narsist, benlik algısı düşük birey gibi tanımlayıcı kelimeler kullanamayız. Kişinin aşağılayıcı davranışının temelinde pek çok sebep yatıyor olabilir. Aşağılık duygusu, üstünlük çabası, benlik algısı, yansıtma ve narsisistik kişilik özellikleri başlıkları etrafında, aşağılama davranışının tek bir sebebe bağlı olmadığını ve yazının en başında sorduğumuz gibi işin aslında psikolojik gerçekler bulunduğunu söyleyebiliriz. Unutmamak gerekir ki bir başkasını küçülterek kendini büyütmeye çalışmak, karşısındaki insanın değerini değil, kişinin kendisini başkalarının değeri üzerinden konumlandırma biçimi olabilir.
Olur da bir gün sizi aşağılamaya çalışan biriyle karşılaşırsanız bu davranışın birçok sebebi olabildiğini aklınızda bulundurmanızı isterim. Ayrıca sizi aşağılamaya çalışan ve değersiz hissetmenize sebep olan insanlarla ilişkiniz varsa bu ilişkinizi yeniden gözden geçirmenizi ve sınırlarınızı koyarak kendinizi korumanızı isterim. Kendinizi ve mental sağlığınızı korumak için başkalarının sözleriyle kendi değerinizi belirlemeyin, ve eleştiriler karşısında da duyduğunuz tek bir söylemi kendinizle alakalı bir gerçek olarak kabul etmeyin.
Siz, siz olduğunuz için güzelsiniz.
Yeşim Eda Tursun
Kaynakça
Adler, A. (1992). İnsanı Tanıma Sanatı (K. Şipal, Çev.; 3. baskı). Say Yayınları.
Amerikan Psikiyatri Birliği. (2013). DSM-5 Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı (E. Köroğlu, Çev.). HYB Yayıncılık.
Aslan, E. (1992). Benlik kavramı ve bireyin yaşamındaki etkileri. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 4(4), 7–14.
Aslan-Yılmaz, H. (2016). Bir derleme: Benlik kavramına ilişkin bazı yaklaşımlar ve tanımlamalar. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (48), 79–89.
Cihangiroğlu, N., Teke, A., Uzuntarla, Y., ve Uğrak, U. (2015). Narsist kişilik eğilimleri ile kurumsal bağlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin analizi. Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 13(1), 1–18. https://doi.org/10.11611/JMER400
Geçtan, E. (1995). Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı davranışlar. Remzi Kitabevi.
Gottman, J. M. (1993). A theory of marital dissolution and stability. Journal of Family Psychology, 7(1), 57–75. https://doi.org/10.1037/0893-3200.7.1.57
Lisitsa, E. (2013, April 22). The Four Horsemen: Criticism, Contempt, Defensiveness, and Stonewalling. The Gottman Institute. https://www.gottman.com/blog/the-four-horsemen-recognizing-criticism-contempt-defensiveness-and-stonewalling/
Özdemir, İ., & Özbek, T. (2023). Aşağılama, haysiyet ve saygı. Kültür ve İletişim, 26(1), 142–170. https://doi.org/10.18691/kulturveiletisim.1221366
Sözkesen, M. E., & Biçer, S. (2018). Instagram’da sosyal kıyaslama, benlik saygısı ve yaşam doyumu ilişkisi: Fırat Üniversitesi üzerinde bir inceleme. Akdeniz İletişim Dergisi, (29), 302–326. https://doi.org/10.31123/akil.458950
Talbutt, L. C. (1992). Psikolojik danışmada savunma mekanizmalarının tanınması ve şekillendirilmesi (Ö. H. Ersever, Çev.). Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 25(2), 579–596. https://doi.org/10.1501/Egifak_0000000578
Turan, K. (2022). Narsisistik kişilik bozukluğu ve psikodinamik alt tipleri. Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 5(9), 114–129.
Yorum bırakın