FESTİVAL

Hafif rüzgarın eşlik ettiği ılık bir yaz akşamı, etrafta bulunan yüzlerce insanın ortak bir ritimle paylaşımda bulunmasını sağlayan müzik sesi, herkesin mutlu bir duygulanım yaşadığını düşündüren pozitif görünüm, yıldızlara doğru aldığı yol ile gecenin parçası olmak isteyen havai fişekler… Bir festival. Festival kelimesi ile zihinde canlanan çağrışımlar çoğunluk bir kısım için oldukça pozitiftir. Kimi zaman geçmişte biriktirdiğimiz güzel anıların en canlı köşesinde yer bulur kimi zaman da dijital ekranlardan sızan o mutluluk tablolarıyla karşımıza çıkar.


Festivalin seyircisi olmak başrolü olmaktan daha sık deneyimlenen bir durumdur. Peki karanlık alanda sahnedeki spot ışıkları yalnızca seni aydınlatacak şekilde üzerinde parlasaydı? Müzik usulca kısılırken yankılanan yalnızca senin kelimelerin olsaydı, havai fişekler senin için gösterinin parçası olmak üzere gökyüzünü aydınlatsaydı? Sahne sana ait olsaydı, benim festivalim demen için yeterli olur muydu?
‘Can This Love Be Translated?’ isimli dizinin başrol karakteri tarafından benim festivalim olarak belirtilen hayatının bir dönemi, bu tabloya dayanıyordu. Havai fişekler, alkışlar, hayran bakışlar onun içindi. Somut olarak ona ait bir festival yaşıyordu. Görünürde bütünüyle ona ait, parlak bir dönemin içindeydi. Dile getirdiği benim festivalim kısmı ise somut şölenin çok daha ötesinde yer alarak soyut kısmının yükümlülüğünü taşıyan o cümleydi. Hayattaki birçok şeyin görünürlüğünün arka planında zihinsel sürece dayalı parçası vardır. Alkışlar zihnine de kulakları kadar dokunabilmiş ve ‘Bu gerçekten senin festivalin.’ diyebilmiş miydi, beyaz ışık sahnede aydınlattığı bedeni kadar ruhunun köşelerini de aydınlatabilmiş miydi? Yani gerçek bir festival olabilmesi için her şeyin dışarıdan festival görüntüsünü oluşturuyor olması, kelimenin çağrışımının pozitifliği veya hevesli gürültü yeterli miydi?

Soruların yanıtı, dışsal gösterilerin büyüsünden bir noktada sıyrılmayı gerektirir. İçsel süreçlerin dinamiklerine bakmak için ise soyut anlamda birçok faktör önem kazanır. Pozitif psikoloji alanında öncü isimlerden biri olan Amerikalı psikolog Mihaly Csikszentmhayli, araştırmalarında içsel süreçlere önem vermiştir (Munusturlar vd., 2017). Akış teorisi isimli teorisi bunun parçasıdır. Akış teorisinin tohumları, resim yapan genç sanatçıları gözlemlemesiyle atılmıştır. Bu teorinin oluşumunda psikoloğun etkilendiği durum, resim yapan genç sanatçıların yaşamak için gerekli olan aktivitelerini (yemek yemek, uyumak gibi) bile gerçekleştirmeden resim yapma sanatına odaklı çalıştıkları o süreci kapsamaktadır. Sanatçıların resimlerinin fark edilme veya satılma ihtimalinin düşük olduğunun bildikleri belirtilmiştir. Teorinin kritik noktası da bu noktada oluşmaktadır. Onları harekete geçiren şey dışsal takdir veya ödül değil, resim yapmanın verdiği saf içsel motivasyondur (Erdem & Yaylı, 2022).

Yapılan araştırmalar da aynı doğrultuda ilerlemektedir. Gündelik yaşamında akış halinde olma durumunu daha sık yaşayan kişiler, dışsal zorluklar artıyor olsa dahi daha yüksek bir doyum ve mutluluk bildirmektedir (Tse vd., 2018). Birçok faktöre bağlı olabilmekle birlikte, kişinin tüm dikkatiyle odaklanıyor olduğu ve onun kapılıp gitmesine sebep olacak öznel nitelikteki uğraşlar dışsal ödülleri önemsizleştirebilmektedir.
Yaşanan deneyimi bizim festivalimiz kılan şey, dışsal dekoru değil ruh üzerinde oluşan etkisinin derinliğidir. Dışarıda gerçek bir gösteri olabilir; kişi için onun kendine ait bir festival olmasını sağlayan nokta ise soyutun dışsal çevreye yansıması ile somutlaşması sonucu saatin kaç olduğunu unutuşundur. Alkışlayan ellerin gürültüsünden öte kişiyi mutlu eden şey bu eylemin insanları da mutlu ettiğini ve bunu paylaştıklarını görmektir. İnsanlara bir şeyleri kanıtlama kaygısı olmadan o anın içinde var olmak ve getirdiği duyguların farkındalığı ile akış içinde kalmayı sürdürmektir.
Akış teorisinin anlattıklarına dayanarak şunu söyleyebiliriz ki, benim festivalim diyebilmek için somut, gösterişli, kalabalık bir festivale ait olmamıza ihtiyacımız yoktur. Gerçek festival sahnede bir rolü oynamak değildir. Aksine, çevresel faktörlerin bir kenara bırakılabilmesidir. Ruhu bütünüyle saran o eylemle anın içinde kaybolmak festival deneyiminin asıl boyutudur.

Sude Naz Kurt

KAYNAKÇA

Erdem, D., & Yaylı, A. (2022). Rekreasyon bağlamında Csikszentmihalyi’nin akış teorisine kuramsal bir bakış. Journal of Recreation and Tourism Research, 9(4), 98–113. https://doi.org/10.5281/zenodo.7494875

Munusturlar, S., Kurnaz, B., Yavuz, G., Özcan, Ö., & Karaş, B. (2017). Boş zaman davranışını açıklamaya ışık tutan kuramsal yaklaşımlar. Ulusal Spor Bilimleri Dergisi, 1(1), 1–19. https://doi.org/10.30769/usbd.295787

Tse, D. C. K., Fung, H. H., Nakamura, J., & Csikszentmihalyi, M. (2018). Teamwork and flow proneness mitigate the negative effect of excess challenge on flow state. The Journal of Positive Psychology, 13(3), 284–289. https://doi.org/10.1080/17439760.2016.1257059

Yorum bırakın