Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Sizce insanoğlu zihnindekini mi yaşar, yoksa kaderini mi? Yaşayacaklarımız önceden belirlenmiş midir, yoksa düşüncelerimiz neticesinde mi şekillenirler? Tüm bu soruları düşündüğümüzde, herhangi bir düşüncenin yaşanacakları ve sonuçları etkileyebilecek olması kulağa oldukça uzak bir ihtimal gibi geliyor olabilir. Ancak biraz altını kazıdığımızda Robert Merton bizlere yıllar öncesinden seslenerek “kendini gerçekleştiren kehanet” kavramından bahseder. Merton (1948,s.193), kendini gerçekleştiren kehanet kavramını; “Durumun yanlış bir şekilde tanımlanmasıyla başlayan, ancak bu yanlış inancın yönlendirdiği yeni davranışlar neticesinde başlangıçtaki yanlış varsayımın doğrulandığı psikososyal bir süreç” olarak tanımlar.

Hemen hemen hepimiz gündelik hayatımızda kendimizi başarısız olacağımızı düşündüğümüz yahut kaygımızı tetikleyen durumların içerisinde bulabiliyoruz. Böyle zamanlarda kendimizi olumsuz senaryolarla etiketlediğimiz ve sonucunda da bu senaryoların gerçek birer oyuncusu hâline getirdiğimiz olabiliyor. Zihnimizde kurguladığımız gerçekliğin somutlaşması ise bizleri haklı olduğumuz yanılgısı ve kendimize yapıştırdığımız etiketlerle baş başa bırakıyor. Ve bu sahte haklılık bizi bilinçsizce bir kehanet döngüsüne sokabiliyor; içerisine girdiğimiz her durumda sonuçları amansızca tahmin etmeye, senaryolaştırmaya devam edebiliyoruz. Sanıyorum ki içerisine girdiğimiz kısır döngüyü kırmamıza yarayacak yadsınamaz güç farkındalık oluyor. Bu gücü kazandıktan sonra fark ediyoruz ki söylediklerimiz öylesine, biz doğru tahminlerde bulunduğumuz için değil; yazdığımız senaryolara bilinçsizce hizmet ettiğimizden gerçeğe dönüşüyor. Örneğin, yakın zamanda bir topluluk önünde konuşmam ve kısaca bir şeylerden bahsetmem gerekti. Ama organizasyon öncesi “Kesin başaramayacağım, konuşamayacağım, utanacağım.” diyerek kendimi demoralize ettim ve sonucunda tüm bu düşüncelerle kaygımı tetikledim. Kaygımın yükselmesi sonucunda vücudumdaki kaslar gerilmeye başladı; dolayısıyla ben gerçekten kendimi ifade etmekte oldukça zorlandım. Böylece kendime biçtiğim yapamayacağım beklentisi, kendini doğrulayan bir kehanete dönüştü. Bu deneyim bana düşüncelerimin sadece kafamın içerisinde kalmadığını, bedenimi, davranışlarımı ve hatta sonuçları da şekillendirebileceğini açıkça gösterdi. Peki, yalnızca olumsuz düşüncelere mi hizmet ederiz? Elbette hayır. Bence bu döngü tersine de çalışabilir. Gerçekten iyi sonuçlar çıkaracağımıza inanarak, güzel beklentilerle giriştiğimiz bir işte beklediğimiz sonuca yönelik eylemler gerçekleştirirsek yine kendi kehanetimizi gerçekleştirmiş oluruz; hem de bu sefer kendi lehimize. Ancak burada önemli olan husus yalnızca iyi düşünmek değil, düşüncelerimizin eylemlerimize yansımasıdır. Almayı çok istediğimiz bir iş olduğunu, “Bu işe alınabilecek yeterliliğe sahibim.” düşüncesiyle yola çıktığımızı ve bu düşünceyi başarı ihtimalimizi artıracak davranışlarla desteklediğimizi, neticede işe alındığımızı varsayalım. Bu durum bizlere kendini gerçekleştiren kehanetin tersine de çalışabildiğini gösterecektir.

O hâlde belki de asıl mesele zihnimizdekini mi, yoksa kaderimizdekini mi yaşadığımız değil; kurduğumuz senaryoların hangilerine eylemlerimizle hayat verdiğimizdedir.

Mervenur Çakır

Kaynakça

Merton, R. K. (1948). The self-fulfilling prophecy [Kendini gerçekleştiren kehanet]. The Antioch Review, 8(2), 193–210.

Yanıt

  1. Elif Demirsoy Karaman Avatar

    Çok teşekkürler:) Yazıdan kendini gerçekleştiren kehanetle kendimizi sabote etmek arasında da bağlantı olabilir gibi bir sonuç çıkardım

    Beğen

Yorum bırakın