Çatlaklarına Alıştığımız Evler

Weathered rural house with severely cracked plaster walls and barred window

Bazen insanı bulunduğu yerde tutan şey mutlu ve iyi olması değil, tanıdık olmasıdır. İnsan ne zaman, nerede, neyle karşılaşacağını bildiği yerde belirsizliğin yarattığı korkudan da uzak durur.

Bir ev düşünelim. Yıllardır bu evde yaşıyorsunuz. Evde pek çok sorun var: Duvarları çatlak, tavanından su damlıyor. Ama siz hangi duvarın çatlak olduğunu, tavanın neresinden su damlatacağını ezbere biliyorsunuz. Yine de bu durum, ne evinizin bir gün yıkılabileceği ihtimalini ne de her yağmur yağdığında uğraşıp yorulacağınız gerçeğini değiştirmiyor.

Şimdi karşınıza başka bir ev çıktığını düşünelim. Daha aydınlık, daha geniş, daha sıcak bir ev. Ama bu evin penceresinin su sızdırıp sızdırmayacağını bilmiyorsunuz. Yani eski evinizde sahip olduğunuz o şey burada yok: Tanıdıklık. Oysaki bu yeni ev daha konforlu olabilir, içinde sizi daha mutlu edebilir. Ama bir süre bilinmezliğin verdiği kaygıyı kabullenmeniz gerekir. İnsan zihni tam da bu noktada eski evine dönmeyi seçebilir. Çünkü tanıdığımız huzursuzluk, tanımadığımız huzurdan daha güvenli gelebilir.

İnsan bazen iyileşme ihtimalinden çok yarasının tanıdıklığına tutunur. İyileşme ihtimalinde tanıdık acıyı bırakmak vardır. Ama insan kendisine acı veren şeyi bırakırken yalnızca acısından vazgeçmez; o acının içinde geliştirdiği baş etme biçimlerinden, alışkanlıklarından, harcadığı emekten ve zamandan da vazgeçmek zorunda kalır. Yani eski evinizden taşınırken su damlayan tavanın altına kova koyma alışkanlığınızla da vedalaşmanız gerekir. Belki de zor olan, o yerde dönüştüğümüz versiyonumuza veda etmektir. Çünkü sadece evinizi değil, kendinizi de değiştirmenizi gerektirir.

Bütün bu alışkanlıklar, belirsizlik korkusu ve değişim karşısında duyduğunuz kaygı; mutsuzluğu tekrar tekrar seçmenize, zarar veren ilişkilerinizden veya huzur bulamadığınız ortamlardan vazgeçememenize sebep olabilir. Böylece sürekli aynı döngüyü yaşarsınız. Aynı kapının önünde durur, aynı eve girer ve her seferinde “En azından burayı biliyorum.” dersiniz. Oysa tanıdık olan her şey güvenli değildir. Bazen yalnızca uzun süre maruz kaldığımız için bize güvenliymiş gibi gelir.

Belki büyümek de tam burada başlar. Mutsuzluğu bir anda geride bırakmakta değil; onu seçmenize neden olan korkuları fark etmekte, belirsizliğe rağmen adım atabilmekte ve değişimin mutlaka bir kayıp anlamına gelmediğini öğrenmekte. Çünkü insan bazen aynı mutsuzluğu seçmeye devam ederken aslında bir seçim yaptığını bile fark etmez. Ta ki bir gün eski evin kapısında durup ilk kez kendine şu soruyu sorana kadar: “Ben burada gerçekten güvende miyim yoksa yalnızca buraya alıştığım için mi gitmekten korkuyorum?” Belki de büyümek, yeni evin nasıl olacağını bilmek değildir. Eski evin çatlaklarını artık güvenli sanmamaktır. Ve bazen iyileşmek, korkunun geçmesini beklemek değil; korkuya rağmen kapıyı açıp ilk kez başka bir ihtimali seçebilmektir.

Zeynep Berkil

Yorum bırakın